Lizbon, Portekiz Gezi Notlarım

Gezi Notları / Portekiz Gezisi

Lizbon, Portekiz Gezi Notlarım


Hepinize merhaba! Bugün sizlere Batı Avrupa’nın en güzel şehirlerinden Lizbon’u anlatacağım. Daha yazıma başlamadan oldukça heyecanlı olduğumu söylemeliyim, çünkü Lizbon, Portekiz gitmeyi fazlaca istediğim ve ilgi duyduğum coğrafyalar arasında yer alıyordu.

Yazımda Lizbon’daki gezilecek yerlerin önemli kısmını gezdiğim, ilk iki günümden bahsedeceğim. Oldukça kapsamlı bir Lizbon gezi rehberi şeklinde olacak bu seferki gezi notum.

Lizbon’da yapılması gerekenler, Lizbon’da nerelere gidilmesi gerektiği, Lizbon’a nasıl gidileceği, Lizbon’da ne yeneceği gibi konuları ve asıl önemlisi bu etkileyici, “farklı ve tanıdık” şehirdeki atmosferi sizlere tüm serüveniyle aktaracağım!

Lizbon’a Giderken / İsviçre Alpleri


Lizbon’a Nasıl Gidilir ?

18 Mart 2015 Çarşamba. Heyecanla beklediğim Lizbon gezim gelip çatmıştı. Uçağım İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan hareket ediyor. Bugün Avrupa’nın en batısına gideceğim, toplamda katedeceğim mesafe yaklaşık 3000 km olacak. Bu mesafe aynı kıta içinde gidilebilecek en uzak mesafelerden biri.

Türkiye saatiyle 12.30’da Türk Hava Yolları’nın 1759 sefer sayılı uçağıyla havalanıyoruz. Toplamda 5 saat sürecek uzun sayılabilecek bir uçuş olacak. Portekiz’e gitmenin en kısa yolu bu. Ben aylar önceden aldığım ucuz uçak bileti sayesinde aktarma yapmaya gerek olmadan direkt olarak Lizbon’a ulaşacağım.

Hava açık, Lizbon rotamız boyunca uçuş esnasında Venedik, Marsilya ve Valencia üzerinden geçiyoruz. Daha önceden bulunduğum bu şehirleri uçaktan çok net seçebildim. Hatta şehirlerin önemli simgelerine kadar. Venedik’teki Rialto Köprüsü ve Marsilya Marina buna dahil. Daha Lizbon’a varmadan süpriz şekilde kendimi Fransa ve İtalya’da buldum !

Havadan Venedik, İtalya

Lizbon Nerededir ?

Öncelikle kısaca Portekiz ve Lizbon’u tanıtmak istiyorum. Portekiz aslında ismen hepinizin yakında tanıdığı bir ülke. Avrupa’nın en batısında Atlas Okyanusu kıyısında bulunuyor. Nüfusu yaklaşık 10 milyon kadar. Portekiz’de, dünyada en çok konuşulan diller arasında yer alan Portekizce konuşuluyor. Kültürleri ise kendilerine özgü. Bu kültürün bir parçası da Endülüs zamanlarından kaldığı için bizlerle de ortak noktaları yok değil.

Portekiz, tarihi oldukça eskilere dayanan bir ülke. İlk olarak 9. yüzyılda varlıklarını göstermişler. Geçen zaman içinde savaşlar gören ve Osmanlı’nın Fas bölgesinde hüküm sürdüğü sıralarda Osmanlı ile de savaşan Portekiz Devletleri 17. yüzyıldan beri bu topraklarda hüküm sürüyor. Sömürgecilik hareketinin de dünyadaki öncülerinden olmuş bu topraklarda günümüz Portekiz Cumhuriyeti’nin ilanı 1910 yılında gerçekleşmiş.

Lizbon Genel Görünüm

Portekiz’e Vize Almak Gerekli mi ?

Portekiz Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ve Schengen üyesi bir ülke. Türk vatandaşları Portekiz ziyaretlerinde Schengen vizesi alması gerekiyor. Hususi ve Resmi Pasaport sahipleri ise vizeden kısa süreli ziyaretlerinde muaflar.

Lizbon, Portekiz’in en büyük şehri ve başkenti. Ülkenin ve Avrupa’nın en batısında yer alıyor. Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre Lizbon Avrupa’nın en sıcak başkenti. Tipik bir Akdeniz İklimi altında ve genel olarak ılıman bir şehir. Ucu Atlas Okyanusu’na açılan Tejo Nehri’nin kıyısında kurulmuş.

Lizbon tarihi Portekiz tarihi ile birebir kesişiyor. Günümüzde kent metropolitan alanı 3 milyon nüfusa sahip. Lizbon gezilecek birçok yere de ev sahipliği yapmasıyla, Avrupa’nın önemli turizm destinasyonlarından biri.

Lizbon Baixa Bölgesi Genel Görünüm

Artık Lizbon gezime dönme vakti. Uzun bir uçuşun ardından uçağımız yerel saatle 16.00 Lizbon Portela Havalimanı’na iniyor. Orta büyüklükte bir havalimanı. Pasaport kontrolü sırasında, görevlinin yaptığı espri ve sıcakkanlı tutum ile ilk dakikalardan Portekiz İnsanları’yla hoş bir hava yakaladım bile !

Lizbon Havalimanı’ndan Şehir Merkezine Ulaşım

Lizbon Havalimanı’ndan şehre ulaşım için metro sistemi kullanılıyor. Zaten burası şehir merkezine de çok yakın. Ancak bilet almanız için gerekli makinelerde kart geçmiyor, öncesinde nakit euro edinmeniz şart.

Havalimanından gelen metro San Sebastiao istasyonunda sona eriyor. Buradan aktarma yaparak şehir merkezine giden ve Lisbon Santa Apolonia tren istasyonunda sona eren metro hattına geçmelisiniz.

San Sebastiano Metro İstasyonu

Lizbon’dan İlk İzlenimler

Ben Avenida istasyonunda iniyorum. Kalacağım Lisbon Chillout Hostel burada yer alıyor. Toplamda üç gece için 30 euro gibi Avrupa geneline göre uygun bir ücret ödüyorum. 

Eşyalarımı bıraktıktan sonra hemen bu şehri keşfetmeye başlamak için yola koyuluyorum. Artık Lizbon’dayım. Akşamüstü civarları, ilk dakikalardan itibaren Lizbon sıcağını hissediyorum. Mart ayının ortaları olmasına karşın hava 20 derece civarlarında seyrediyor. Gezmek için en ideal havalardan biri !

Hostelim şehrin 1.5 kilometre kadar kuzeyinde yer alıyor. Rossio Meydanı’na doğru inen Liberdade Bulvarı üzerinden yürümeye başlıyorum. Liberdade bana direkt olarak Barbaros Bulvarı’ndan Beşiktaş’a iniyor hissiyatı yaşattırıyor.

Restauradores Meydanı / Rossio’nun Hemen Yanı

Şehrin genel atmosferi ise çok farklı bir havaya soktu beni. Daha ilk dakikalardan oldukça etkilendiğimi söylemeliyim. Lizbon, sahip olduğu tarihi, hafif akdeniz renkleriyle süslü binaları ve dik yokuşlardan inen tramvayların sesi ile büyüleyici !

Bu atmosfer, açık, güzel bir havayla birleşince mart ayında tatlı bir yaz akşamını prova ediyor bana Lizbon. Liberdade Bulvarı’nı nasıl geçtiğimi anlamadan önce Restauradores ve sonra Rossio Meydanları’na varıyorum. Rossio, şehrin orta çağdan beri en önemli meydanlarından biri. Hemen ortasında Lizbon’da sıkça rastlayacağınız anıtlardan biri yer alıyor. Meydanın çevresi neredeyse tamamıyla Portekiz Mimarisi’ne örnek binalarla çevrili.

Rossio Meydanı’ndan sahile inen paralel birçok güzel sokak bulunuyor. Burada genel olarak alışveriş dükkanları, restoranlar ve yerel dükkanlar var. Bu sokakların en büyüğü ve önemlisi Rua Augusta.

Rua Augusta Caddesi ve Ben

Rua Augusta şehrin tam kalbi diyebiliriz. İstanbul’un İstiklal’i neyse Lizbon’da da Augusta Caddesi öyle. Caddenin ortasında kurulan restoranların oturma yerleri ve sonundaki kocaman Rua Augosta Zafer Takı harika bir görüntüye sahip. Rua Augosta Zafer takı ile beraber şehrin en önemli meydanına varıyorsunuz. Burası Praça do Comércio yani Ticaret Meydanı. 

Praca Comercio tam sahilde bulunuyor. Meydanın çevresi Lizbon’un genel kültürünü temsil eden sarı ve turuncu binalarla çevrili, ortasında kocaman bir anıt heykel yer alıyor. O sırada batmaya yaklaşan güneş ışığıyla beraber binaların görüntüsü tarif edilemez bir güzellikte !

Rua Autosta Zafer Takı

Meydanla beraber artık sahile ulaşıyorum. Sahile ulaştığınızda sizi Lizbon’un simgelerinden biri karşılayacak. 

Evet doğru tahmin ettiniz. Ponte 25 de Abril yani 25 Nisan Köprüsü. 

25 Nisan Köprüsü şehrin ve hatta ülkenin en önemli yapılarından biri. 1966 yılında inşa edilmiş bu köprü, hepinizin aklına geleceği gibi Golden Gate Köprüsü’nü anımsatıyor insana. Zaten Golden Gate Köprüsü’nü yapan firma inşa etmiş.

San Francisco’ya gidenler bileceklerdir ki şehrin bir diğer önemli köprüsü Bay Bridge ile daha da benzer aslında.25 Nisan Köprüsü, Bay Bridge’in Golden Gate’in rengine benzer bir kırmızıya boyanmış hali ile Avrupa’nın en batısında Amerika’ya selam ediyor !

Praca Comercio / Ticaret Meydanı

Şimdi köprünün biraz sol tarafına bakma vakti. 25 Nisan Köprüsü’nün büyüklüğü yanında küçük gibi gözükse de 110 metre yüksekliğindeki Cristo-Rei Statue yani Hz.İsa Anıtı tüm ihtişamıyla sizi kucaklıyor olacak. Bu anıt Lizbon’un bir diğer simgesi. Anıtta Hz. İsa’nın yüzü tam olarak Lizbon şehir merkezine bakıyor ve inanışa göre şehri kucaklıyor.

Bu güzel manzarayla beraber Lizbon sahilindeyim. Burada keyfini çıkarabileceğiniz çok güzel bir kumsal ve oturma yerleri mevcut. Ayrıca bu bölge akşamları sokak sanatçılarının performanslarına ve çeşitli aktivitelere ev sahipliği yapıyor. Kumsal dediğime bakmayın buradan nehre girilmiyor tabii ki. Lizbon’da denize girmek için farklı alternatifler var, okumaya devam edin !

Lizbon Sahili / 25 Nisan Köprüsü ve Hz İsa Anıtı

Hava artık kararıyor. Bugünkü son durağım Mercado da Ribeira. Burası Lizbon’a özgü hoş bir şehir market binası. İçeride çoğunlukla Portekiz’in ünlü şaraplarını deneyebileceğiniz pub’lar ve yerel atıştırmalık restoranlar bulunuyor. Şehri ziyaret edecekler kesinlikle buradaki güzel lezzetleri tatmalı !

Lizbon şehrinin ışıkları eşliğinde hostelime dönüyorum artk. Dönerken aldığım Porto Şarabı’nı içerken, hosteldeki diğer gezgin dostlarımla sohbetin ardından, uyku vakti. 

Bugün, şehir havasını tatmak ve Lizbon’da olduğumu hissetmek için merkezi ve yaşayan kısımları gezdim. Yarın Lizbon’un gezilecek asıl önemli yerlerine gideceğim. Lizbon’da görülmesi gereken daha çok yer var !

Mercado da Ribeira


19 Mart 2015 Perşembe. Lizbon’da yeni bir güne uyanıyorum. Hostelimde verilen ücretsiz kahvaltıya, yanımda getirdiğim sallama çayı da ekleyerek tatmin edici bir öğünle başladım güne.

Hostelden ayrılıyorum. Bugün Lizbon rotamda ilk olarak şehrin doğusunda kalan, yüksekteki kale bölgesi ve Alfama var. Bahsettiğim yer hostelimin bulunduğu bölgeye çok uzak sayılmaz. Zaten Lizbon genel olarak çok büyük bir şehir değil. Özellikle turistik bölgeleri yüyüyerek gezebileceğiniz şekilde. Ama yine de yorulursanız metro ve nostaljik sarı tramvayları kullanabilirsiniz.

Lizbon’un Çinili Evleri

Lizbon’un Çinileri

Yürümeye başlıyorum. Hava dün olduğu gibi yine çok güzel ve güneşli. Bu bölgede dikkatimi çeken Lizbon’un bizden bir parçası oluyor; çiniler…

Yanlış duymadınız, Lizbon’un çinili evleri şehrin tarzını oluşturan parçalardan biri. Avrupa’nın kalan hiçbir yerinde görmediğim bu çinili binalar Anadolu’dan oldukça tanıdık değil mi ?

Portekiz kültürüyle benzerliklerimizden biraz söz etmiştim. Bu bölge zamanında Endülüs Emevi Devleti’nin hüküm sürdüğü topraklar. Doğal olarak İslam’dan ve Osmanlı’dan da izler mevcut. Çiniler bunun en büyük örneği. Lizbon’un sokaklarında sıkça çinili evlere rastlamanız münkün. Bazı sokaklarda vuran güneşle beraber evlerin parlayan çinileri harika bir görüntü oluşturuyor Lizbon’da.

Çinili Evlerin Parladığı Güzel Bir Sokak

Şimdi biraz tepeye çıkma vakti. Lizbon’da bu tepelerden de oldukça fazla var. Dünyada tepeler üzerine kurulu bilinen üç önemli şehir var, İstanbul, San Francisco ve Lizbon

Bu üç şehrin bir diğer ortak özelliği de köprüleri ve tramvayları ile meşhur olması. Zaten bu şehirlerin birinde yaşayan ve diğerini gezmiş olan benim için üçüncü ve son halka olan Lizbon oldukça tanıdık !

Kale Bölgesine Çıkarkan / Lizbon’un Dik Sokakları

Lizbon’da Gezilecek Yerler

Şehrin en tepesine çıktım bile. Çıkarken geçtiğim dar ve dik sokaklar hem eşsiz bir manzara sunuyor hem de bir kaşif edasıyla şehri karış karış gezmenize olanak sağlıyor.

Bu bölgede gezmeniz gereken en önemli yer Sao Jorge kalesi. Kalenin milattan önce 6. yüzyılda İberler tarafından inşa ediliği düşünülüyor. Tüm Lizbon’a hakim yüksek bir noktada yer alıyor.

Gün içinde bu kaleyi 10 euro karşılığında gezebiliyorsunuz. Ancak içini ziyaret etmeniz bence çok da şart değil. Çünkü kalenin sahip olduğu manzara bu bölgede neredeyse her yerde var ve kalenin kendisi de dışarıdan daha güzel gözüküyor. İçindeki müzeyi tarihe fazlaca meraklı insanlar için önerebilirim.

Şehrin Tepe Noktalarından Biri / Solda Sao Jorge Kalesi

Yürümeye devam ediyorum. Şimdi karşımda güzel iki adet kilise var. Bunlardan ilki São Vicente of Fora Kilisesi ve Manastırı. Bu kilise 16. yüzyılda inşa edilmiş. Gotik mimarinin temelini oluşturan Romanesk Mimarisi ile yapılan bu yapı şehrin en güzellerinden. Ayrıca arkasında kocaman bir manastırı mevcut.

Hemen yanında diğer bir yapı Panteão Nacional bulunuyor. Bu kilise diğer kardeşine göre çok daha yeni bir tarih olan 20. yüzyılda inşa edilmiş. Sahip olduğu bembeyaz rengi ile şehrin atmosferine oldukça uyumlu. Ayrıca kilisenin hemen yanındaki rengarenk evler en az Panteao kadar görülmeye değer !

Panteão Nacional Kilisesi

Lizbon’un Seyir Terasları

Aslında bu bölgeye eski şehir merkezi de diyebiliriz. Biraz sonra bahsedeceğim Alfama Bölgesi’yle beraber Lizbon’un tarihi kısmını oluşturuyor. Bu bölgedeki sokak aralarında güzel binalara sıkça rastlayacaksınız. Ama şimdi başka bir konu var; seyir terasları..

Bir şehir tepeler üzerine kurulu olur da seyir terasları olmaz mı ? Evet olur. Lizbon seyir terasları şehrin önemli turistik noktalarından biri. Özellikle bulunduğum kale bölgesindeki tepelerin uçlarında fazlaca varlar. Her biri ayrı güzellikte manzaraya sahip.

Panteão Nacional Kilisesi Yanındaki Rengarenk Evler

Seyir teraslarına, Portekizce “miradouro” adı veriliyor. Şehirde bu sonla biten bütün tabelaları takip edebilirsiniz. Bu terasları keşfetmeyi size bırakıyorum !

Biraz aşağıya inme vakti. Sırada Alfama Bölgesi var. Alfama şehrin sahil kısmının doğu tarafında kalıyor, başka bir deyişle Lizbon Santa Apolonia Tren İstasyonu’nun hemen yanında.

Lizbon’un Seyir Teraslarından Biri ve Ben

Bu bölge Portekiz Kültürü’nün özelliklerini yansıtan evleri ve insanları ile oldukça farklı. Bazı sokaklardan bırakın bir araba geçmesini, iki bisiklet dahi yan yana geçemez. O kadar darlar !

Aslında bu bölgeye “turistik bir çingene mahallesi” demek yanlış olmaz sanırım. Portekiz zaten bu tarz bir kültürü de barındırıyor. Bu dar sokaklarda yerel eğlence tavernalarına da rastlamanız münkün. Fado ismini verdikleri yerel çalgıları ve şaraplarıyla farklı bir eğlence anlayışı arayanlar Lizbon gece hayatı için böyle bir alternatif denemeli.

Alfama Bölgesi

Alfama Bölgesi’nde yine çinili evleri görmeniz olası. Sahil boyunca uzanan cadde üzerinde hediyelik eşya alacak dükkanlar ve birşeyler atıştırabileceğiniz hoş restoranlar mevcut.

Yürümeye devam ediyorum. Şimdi Alfama Bölgesi ile şehir merkezinin tam birleştiği noktadayım. Hemen yanımda Lizbon Katedrali var.

Alfama Bölgesinin Dar Sokakları

Lizbon Katedrali şehrin en eski ve en önemli kilisesi. 1117 yılında inşa edilen bu kilise adete bir kale duvarlarını andıran yapısı ile oldukça ilgi çekici. Tarih boyunca geçirdiği depremler sonucunda fazlaca zarar görüp yeniden restore edilmiş.

1755 Lizbon Depremi

Deprem demişken maalesef bahsettiğim bu üç kardeş şehrin bir ortak yönünden daha bahsetmiş oldum. İstanbul, San Francisco ve Lizbon, deprem riski en yüksek ve geçmişte depremlerle sarsılmış, bilinen en büyük ve önemli şehirler.

Lizbon Katedrali

1 Kasım 1755 günü Lizbon tarihin en büyük depremlerinden birini yaşamış. Rihter ölçeğiyle tam 9.0 şiddetindeki deprem ile neredeyse bütün Lizbon yıkılmış ve 100 bine yakın insan ölmüş. Dönemin en büyük şehirlerinden olan Lizbon, bu deprem ile nüfusunun önemli bir kısmını kaybetmiş.

Lizbon’da Yapılması Gerekenler

Günümüz Lizbon’una geri dönüyorum. Lizbon Katedrali’nin bulunduğu bölge şehrin turistik açıdan en canlı noktalarından biri. Hemen önünden ünlü “Lizbon’un 28 Numaralı Tramvayı” geçiyor. Şehrin atmosferini tatmak isteyenler herhangi bir tramvaya kesinlikle binmeli bu şehirde.

Lizbon Katedrali’nin Önünden Geçen 28 Numaralı Tramvay

Bu bölgedeki bir diğer ulaşım seçeneği “tuk-tuk“lar. Daha çok Hindistan ve Tayland bölgesinden alışık olduğumuz bu tuk-tuklara Lizbon’da da binebilirsiniz.

Lizbon’dan Ne Alınır ?

Lizbon Katedrali’nin önünden aşağı inen caddeyi takip ediyorum. Dün akşam ziyaret ettiğim merkez bölgesine geldim artık. Buradaki hediyelik eşya dükkanlarından koleksiyonum için küçük sarı bir tramvay aldım bile !

Lizbon’un Tuk-Tuk’ları

Gün öğle saatlerine yaklaşıyor. Şehir merkezindeki Lizbon’un kendine has pastanelerinden küçük yerel kurabiyeler ile karnımı doyuruyorum. Şimdi sırada ilginç bir yer var !

Santa Justa Asansörü’nden söz ediyorum. Yerel ismiyle Carmo Lift. Bu asansör şehir merkezini yani diğer bir adıyla Baxio Bölgesi’ni Bairro Alto Bölgesi’ne bağlıyor. 1902 yılında kullanıma sunulan bu asansör aslında Lizbon’da günlük hayatın bir parçası. Sanırım bu tarz bir asansörün dünyada benzerini gördüğüm tek yer İzmir.

Lizbon, Baixa Bölgesi / Katedral’den Aşağı İnen Cadde

Sırada Santa Justa Asansörü’nün bağladığı Bairro Alto Bölgesi var.

Bairro Alto şehrin tarihi bölgelerinden biri. Şehir merkezinin batı tarafındaki bir tepede yer alıyor. Buranın Alfama’dan en büyük farkı biraz daha modern kafeler, barlar ve restoranlar içermesi.

Lizbon’un Hediyelik Eşya Dükkanları

Modern dediğime bakmayın ! Bairro Alto’nun neredeyse her yanı tarih kokuyor. Sadece sahip olduğu imkanlar modern. Buradaki sokaklar daracık ve dümdüz olarak sahile uzanıyor. Yol boyunca küçük sanat galerileri, marketler ve çeşitli dükkanlar da görmeniz mümkün.

Bu bölgede yine yol kenarlarında kurulmuş seyyar satıcılara var. Hatta kestane pişirip satanlar bile ! Portekiz gerçekten birçok yönüyle ülkemizi andırıyor doğrusu ve bu benzerlik sadece kültür anlamında da değil.

Santa Justa Asansörü

Portekiz halkı, fiziki olarak genel anlamda Türkler’i andırıyor  Sokakta gezerken insanların çoğunu Türk’e benzettiğim sıkça oldu. Onların da beni çok yabancıladıkları söylenemez.

Şehrin merkezi noktalarındaki gezilecek yerlerimi tamamladım. Şimdi biraz daha batıya ilerleme vakti. Lizbon’un simgesel birçok yapısını da barındıran Belem Bölgesi’ne gidiyorum.

Bairro Alto Bölgesi

Belem’e Nasıl Gidilir ?

Belem, Lizbon merkezinin 5 kilometre kadar batısında kalıyor. 25 Nisan Köprüsü’nün öbür tarafı diyebilirim. Aslında buraya gitmek için en mantıklı seçenek trene binmek. Bu trenler şehrin batısındaki Cais do Sodré İstasyonu’ndan kalkıyor. Ücreti ise 1.5 euro civarında. Fakat ben güzel havayı da hesaba katıp bu bölgeye yürüyerek ulaşmayı tercih ediyorum.

Yürümeye sevenler için oldukça güzel bir rota olduğunu söylemeliyim. Sahil boyunca harika bir köprü manzarası eşliğinde ilerliyorsunuz. Ayrıca ekstra olarak 25 Nisan Köprüsü ile daha güzel fotoğraflar çektirebilir ve hemen köprünün altındaki marinayı da ziyaret edebilirsiniz.

Belem’e Yürürken / 25 Nisan Köprüsü

Yürümeye başlıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse köprü okadar büyük ki bir türlü yakınlaşmıyor sanki. Oysa oldukça yakın gözüküyordu uzaktan !

Biraz yorucu ve uzun bir yürüyüş ardından tam da 25 Nisan Köprüsü’nü altındayım. Burada harika fotoğraflar çektirebilirsiniz köprü ile. Buranın en güzel yanı Hz.İsa Anıtı’nın da hemen karşısında olması. Lizbon’un bu iki simgesel yapısını aynı karede ve bu kadar yakından görmek oldukça keyifli.

25 Nisan Köprüsü ve Hz İsa Anıtı

Köprünün tam alt kısmında sahilde küçük bir marina yer alıyor. Burada çok keyifli kafe ve restoranlar var. Bu şehirde yaşayanların kaçış noktalarından biriymiş burası. Gelip birkaç saat hava alıp kahve içmek için doğru yer.

Köprüyü arkamda bıraktıktan sonra kısa bir süre içerisinde Belem’e varıyorum. Beni ilk karşılayan Keşifler Anıtı.

Orjinal ismiyle Padrão dos Descobrimentos yani Keşifler Anıtı, Lizbon’un bir diğer simgesi. Bu anıt isminden de anlaşılacağı üzere Portekizli denizcilerin 16. yüzyıldaki keşifleri anısına 1960 yılında inşa edilmiş.

25 Nisan Köprüsü’nün Altındaki Marina ve Hoş Kafeler

Anıt üzerinde, başta Vasco da Gama ve Ferdinand Macellan olmak üzere Portekizli önemli denizcilerin heykelleri var. Ortasında hac bulunan koca bir yelkeni andıran tasarımıyla oldukça heybetli olduğunu eklemeliyim.

Vasco da Gama demişken, şehrin aslında mühendislik anlamında daha ünlü olan doğusundaki köprünün adı da bu denizciden geliyor. Vasco da Gama Köprüsü 17 kilometrelik uzunluğu ile dünyanın en uzun köprülerinden birisi. Lizbon Körfezi’ni bağlayan bu köprü boydan boya Tejo nehrini geçiyor.

Keşifler Anıtı

Ben dönüş esnasında uçağın kalkışında görme fırsatı buldum. Siz de Vasco da Gama Köprüsü’nü çıplak gözle görmek isterseniz sabah bulunduğum Alfama Bölgesi’ndeki sahili tercih edebilirsiniz. Zira ben o sıralarda unutmuştum bakmayı !

Belem’de yürümeye devam ediyorum. Yol boyunca çeşitli turistik detaylar görmeniz mümkün buralarda. Bunlardan biri yere yapılmış büyük bir dünya haritası. Ülkemiz üzerinden Portekiz’e şöyle bir bakıyoruz.

Dünya Haritası Üzerinde Ülkemiz ve Portekiz

Uzunca bir yürüyüş ardından ziyaret edeceğim Lizbon’un son simgesel yapısına varıyorum. Belem Kulesi.

Torre de Belem yani Belem Kulesi şehrin en batısında Tejo Nehri ile Atlas Okyanusu’nun birleştiği suların yanında yer alıyor. Bu kule de Vasco da Gama anısına 16. yüzyılda yaptırılmış. Sahip olduğu zarif gotik mimarisini günümüze kadar sürdürebilmiş.

Belem Kulesi aslında Kız Kulesi misali denizin üzerinde diyebilirim. Sahilden 20-30 metre kadar uzakta ve buraya küçük bir yaya köprüsü ile bağlanıyor. İç tarafında bir koy ve kuleyi seyredebileceğiniz bir seyir alanı var.

Belem Kulesi

Kulenin iç tarafındaki koyun kumsalına günün anısına ben ve yol arkadaşım isimlerimizi ve Lizbon şehirin yazıp fotoğraf çektirmeyi de unutmuyoruz.

Akşam saatleri yaklaştı. Belem Kulesi’nin oraya hafif açılı vuran güneş ve yer yer bulutlara, bir de çocukların sabundan şeffaf balonları ekleniyor. Manzara tarif edilemez !

Belem Kulesi / Vuran Güneş Işığı ve Çoçukların Şeffaf Balonları

Kağıt üzerinde bugün gezeceğim son noktaya geldi sıra. Jerónimos Manastırı.

Jeronimos Manastırı, Kaşifler Anıtı’nın hemen karşısında bulunan tarihi bir manastır. Bu manastır Gotik ve Rönesans Mimari’lerinin karışımıyla inşa edilmiş. Yapımı yaklaşık 70 yıl ardından 1571 yılında tamamlanmış. Mimarisinin açıkcası Budapeşte Parlamento’sunu anımsattığını eklemem gerek. Tabii bu yapı çok daha eski.

Jeronimos Manastırı

Uzunca bir gün geride kalmak üzere, Belem’den Lizbon’a ulaşabileceğiniz trenler tam da Jeronimos Manastırı’nın önünden kalkıyor. Fakat benim için gün bitmedi !

Dönüş için de yürümeyi tercih ediyorum. Bu sefer şehrin kuzeyinden dolanarak yapacağım bunu. Bairro do Restelo ve Alto da Ajuda semtlerini içeren doğaçlama bir plan ile gezmeye devam ediyorum.

Bairro do Restelo ve Alto da Ajuda Bölgesi

Bu semtler Lizbon’un yazlık kesimleri gibi diyebilirim. Oldukça güzel yapılar ve çinili evlere rastlamak mümkün. Yine biraz tepede yer aldığından Lizbon şehrinin manzarasına da ev sahipliği yapıyor. Gün batımı sırasında burada olduğum için oldukça şanslıyım.

Gün artık batıyor. Şehir merkezine ulaşırken yine macerali bir dönüş yolculuğu yaşamış oldum. Yürüyüşüm boyunca garip şekilde köhne ve fakir mahallelerden de geçtim, benim için şehri yaşamak böyle birşey.

Ters Taraftan 25 Nisan Köprüsü

Lizbon’da Ne Yenir ?

Şehir merkezine ulaşyorum. Hostele gitmeden önce Lizbon’un sahip olduğu güzel Portekiz Mutfağı’ndan bir tat denememek olmaz değil mi ? Hem de bu kadar acıkmışken.

Bairro Alto ile Beixa Bölgesi’nin kesişimindeki hoş bir restorana oturuyorum. Portekiz Mutfağı’nın en önemli kısmı deniz ürünlerinden oluşuyor. Buralarda “Morina Balığı” oldukça meşhur. Özel pişirilme şekliyle güzel bir Morina Balığı yiyorum burada.

Bairro do Restelo Bölgesi’ndeki Çinili Evlerden Biri

Ben tüm deniz ürünlerini seven biriyim. Burada tattığım “Morina Balığı”nı da beğendim açıkcası. Sadece sahip olduğu yerel soslar pek damak tadımıza uygun değil sanırım. Yine de bu keyif almama engel değil bu lezzetten !

Orta seviye bir restoranda bu balığı 10-15 euro gibi bi fiyata yiyebilirsiniz. Lizbon’da hesaplardan çok korkmayın. Avrupa ortalamasının oldukça altında fiyatlar burada. Zaten Portekiz, Avrupa Birliği’nin ekonomik olarak zayıf ülkelerinden biri konumunda.

Yediğim Portekiz Usulü Morina Balığı

Gün benim için burada bitiyor. Uzunca geçen bir gün de oldukça fazla yer gezdim ve gördüm. Çok fazla yürüdüm, çok merdiven çıktım ve indim. Ama bunların hepsine değdi !

Lizbon’u yaşamak istiyorsanız benim gibi yürümelisiniz. Hayattan anlara şahit olmalısınız. Metrolarda veya tramvaylarda yalnızca seyredebilirsiniz bu şehri.

Toplarlamak gerekirse Lizbon ziyaret edilmesini fazlasıyla önerdiğim bir şehir. Yazımın başında dediğim gibi burası “farklı ve tanıdık” bir yer. Hem etkileyici derecede farklı yapılara ve kültüre sahip hem de tanıdık onlarca detaya.

Lizbon’un Batı Ucundan 25 Nisan Köprüsü ve Hz İsa Anıtı

Portekiz İnsanı Nasıldır ?

Portekiz insanlarına gelirsek. Portekizliler tam bir akdeniz insanı. Oldukça sıcakkanlılar ve eğlenceliler. Onların kültürlerinde var bu. Türkleri’de oldukça seviyorlar kanımca. Burada herkes tarafından oldukça misafirperver karşılandım. Burası futbolla yatıp kalkan bir ülke. Özellikle Beşiktaş’taki Portekizli futbolcular sayesinde ülkemize ilgileri ve sevgileri daha da büyümüş.

Şehirde İngilizce bilen sayısı çok fazla değil. Bazen el işaretleriyle ve basit kelimelerle anlaşmak zorunda kalabilirsiniz fakat zorluk yaşayacağınızı sanmıyorum.

Ülkemiz adına Lizbon’da gördüğüm tek şey inerken gördüğüm THY uçağı oldu. Burası ülkemiz havasından biraz uzaklaşmak isteyenler için uygun.

Hostelime Dönerken Gördüğüm Güzel Bir Kilise

Lizbon, Portekiz İklimi

Peki Lizbon’a ne zaman gidelim ? Portekiz iklimi ılıman bir ülke. Benim tavsiyem bahar aylarında gitmeniz. Yazın biraz fazla sıcak olabilir. Ama burası 4 mevsim ziyaret edilebilecek bir şehir.

Lizbon pahalı mı ? Hayır Lizbon özellikle Orta Avrupa’ya göre oldukça uygun. Şehirdeki süpermarketlerden alışverişinizi yapabilirsiniz. Ayrıca turistik birçok noktaya giriş de ücretsiz.

Lizbon Müzeleri

Müzeler demişken bu konuyu açmak istiyorum. Lizbon çok sayıda müzeye ev sahipliği yapıyor. İlgili olanlar özellikle Lizbon Katedrali’nın çevresinde bu müzeleri keşfedebilir. Ben Lizbon’da 2-3 günden fazla kalanlara öneriyorum bu müzeleri. Bana kalırsa şehrin kendisi bi müze.

Lizbon’un Füniküler’i Andıran Dik Tramvayları

Lizbon Gece Hayatı

Lizbon eğlenceleri demişken, Lizbon gece hayatını eklemeliyim. Bu ülke eğlenmeyi seviyor. Ama daha çok yerel şekilde. Fado Kulüpleri denilen güzel eğlence mekanları var. Bunun dışında Bairro Alto Bölgesi’nin sahil taraflarında batılı eğlence kulüpleri ve pub’lara rastlamanız mümkün.

Portekiz Şarapları

Lizbon’un şarapları var bir de. Portekiz, şarap cenneti bir ülke. Burada insanlar şarapla yaşıyor resmen. Fiyatları da fazlasıyla uygun. Herhangi bir süpermarkette 1 euronun altında kocaman şişe şaraplar bulmanız mümkün !

Portekiz seyahatinizde başta Porto Şarabı olmak üzere özel şaraplarını tatmalısınız. Şarap koleksiyonuma buradan oldukça değerli parçalar kattım.

Lizbon’da denize girebilir miyiz ? Şehir merkezin hayır ama başta Cascais olmak üzere sahil kasabalarının tamamında ve Porto’da denize girmek mümkün.

Lizbon Marketlerinde Şarap Fiyatları

Lizbon Çevresinde Görülmesi Gereken Şehirler

Peki Lizbon çevresinde nereler var. Öncelikle Lizbon’un yanı başında yer alan Cascais ve Sintra var. Cascais benim de ziyaret ettiğim ve notlarını paylaşacağım, Lizbon’un batısında Atlantik kıyısında yer alan küçük bir kasaba.

Sintra ise sahip olduğu ünlü kalesi ile tarihi bir nokta. Bu iki şehri de vakti olanlar ziyaret etmeli. Aslında her ikisi de yarım günlük bir geziyle tamamlanabilir. Lizbon merkezinden buralara trenle ulaşmak 1 saat civarında sürüyor.

Biraz daha uzağa gelecek olursak Portekiz’in en az Lizbon kadar güzel şehri Porto var. Bu coğrafya ülkemizden uzakta. Buralara kadar gelmişken Porto’ya gidilmeden dönülmemeli.

Lizbon Sahili / Solumda 25 Nisan Köprüsü ve Hz. İsa Anıtı

Lizbon’dan Porto’ya Nasıl Gidilir ?

Porto’ya Lizbon’dan hızlı trenlerle 3-4 saat gibi bir sürede ulaşabiliyorsunuz. Tren ücretleri oldukça uygun. Gidiş dönüş 40-50 euro gibi bir ücrete mal olucaktır ve buna sonuna kadar değecek !

Lizbon – Porto arası tren biletlerini cp.pt internet sitesinden alabilirsiniz. Bana kalırsa önceden yerinizi ayırtmalısınız, bu sayede daha uygun fiyatlar yakalamanız mümkün.

Yazımı burada noktalıyorum artık. Oldukça uzun bir yazı oldu. Kısaltmayı düşünsem de hiçbir eksik olmadan bu serüvene tam anlamıyla dahil olmanızı ve bu şehir için heyecanlanmanızı istedim.

Lizbon’da toplamda üç gün geçirdim. Kalan günlerimde daha detaylı olarak alternatif noktalara yöneldim, bunlardan biri Cascais.

Portekiz rotamda bundan sonra Cascais ve Porto şehirleri var. Buralardaki gezi notlarımı da yakın zamanda tamamlayacağım. Şimdilik bu kadar, hepinize keyifli günler diliyorum !

 

İlginizi Çekebilecek Yazılar

6 Yorum Bırakılmış

  1. Zeynep Ülker says:

    İnternette birçok gezi notu okudum lizbon ile ilgili sizin kadar kapsamlı ve heyecanlı anlatan başka kimse görmedim. Kalan yazılarınızı da takip ediyor olacağım başarılar 🙂

  2. Abdullah Yancı says:

    Görkem bey lizbonda ev kiralamayı düşünüyoruz sizce mantıklı mı ?

  3. Kamil Bircan says:

    lizbon ve portekiz yazılarınız için teşekkürler.

    ocak da thy dan 5 günlük lizbon bileti aldım.4 kişilik(ben eşim ve çocuklarım) otellere booking ten baktım pahalı geldi ucuza nerede ve nasıl konaklayabiliriz.

    2.sorumda lizbondan porto ya trenle gidişi biraz acabilirmisiniz.verdiğiniz sitede lisboa var bi kaçtane.lisbonda trene hangi istasyondan binecez portoda nerede inecez vb.bide 5 günü nasıl bi programla gezelim.teşekkürler

    • Merhabalar Kamil Bey, rica ederim öncelikle yararlı olabilmişse ne mutlu.

      Bana kalırsa otel yerine kiralık daire tercih etmeniz daha iyi olacaktır. Booking’den aratırken soldan türkçe ise daire, ingilizce ise aparments şeklinde filtrelerseniz görebilirsiniz. Ben kontrol ettim gecelik 50-60 euro civarına güzel yerler bulunabiliyor. Daha uygunu sanırım imkansız olacaktır. Eğer çocuklarınız küçük ise oteller de avantajlı olabilir ama daha uygun biraz zor açıkcası.

      Porto’ya giderken, lizbondaki santa apolonia istasyonu kullanılıyor. Porto gezi notlarımı incelerseniz oranın başında bahsetmiştim bu konudan daha ayrıntılı. Google maps üzerinden istasyonları da kontrol edebilirsiniz bazen tren birden fazla yerde duruyor size en uygun olanında inersiniz.

      Yazıda bahsettiğim gibi benim tavsiyem lizbonda 3, porto da 2 gün geçirmeniz şeklinde olur. Bir gün lizbonu gezersiniz, diğer günlerde günübirlik lizbondan sintra ve cascais, akşamları yine lizbon. Cascais ve sintra için şehrin batısındaki istasyon kullanılıyor belem’e giden trenlerin kalktığı yer yazı içerisinde anlattım.

      Kalan iki günde de portoyu gezmek güzel bir tercih olur kanımca. Hatta porto’dan dönüşte lizbonun girişindeki “gare do oriente” de inerseniz oradan havalimanı neredeyse yürüme mesafesi taksi ile çok küçük ücretlere kolayca ulaşabilirsiniz direkt.

      Şimdiden keyifli seyahatler diliyorum !

Aklınızda bir soru yok mu ?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*