Riga, Letonya Gezi Notlarım

Baltık Ülkeleri ve Belarus Gezisi / Gezi Notları

Riga, Letonya Gezi Notlarım


Baltık Ülkeleri ve Belarus gezim kapsamında ziyaret ettiğim bir diğer güzel şehirden bahsedeceğim bugün sizlere; Riga, Letonya.

11 Aralık 2016 Pazar. Güne erken saatlerde Tallinn, Estonya’da uyanıyorum. Beni Riga’ya götürecek otobüsüm için hemen hostelimden ayrılıp Tallinn Otobüs Terminali’ne vardım bile.

Riga’ya Doğru Giderken

Bugün katedeceğim mesafe karayoluyla yaklaşık 310 km olacak. Bu yolculuğu, LuxExpress firmasından aylar önce 10 euroya aldığım bilet ile yapacağım.

Otobüsüm hareket ediyor, dışarıda hava -5 derece civarlarında ancak yer yer güneşli şekilde. Yol boyunca güzel kar manzaraları eşlik ediyor bana.

Kısaca Riga ve Letonya’dan bahsetmek istiyorum sizlere. Letonya, 1991 yılında SSCB’den ayrılan küçük bir Baltık Ülkesi. Nüfusu 2 milyon kadar. Avrupa Birliği’nin de bir parçası olan ülkenin para birimi Euro, resmi dili ise Letonca.

Riga Genel Görünüm

Türk vatandaşlarının ziyaretlerinde Schengen Vizesi alması gerekiyor. Benim gibi farklı bir Schengen Ülkesi’nden geliyorsanız herhangi birşey yapmanıza gerek yok.

Başkent Riga, ülkenin her anlamda en önemli şehri, nüfusu 600 bin civarında. 1201 yılında, uğrayan Alman Ticaret Gemileri ile nüfus ve ün kazanmış. Günümüzde Art Nouveau adı verilen mimarinin, en güzel örneklerini barındıran eski şehir merkezi, sosyo-kültürel çeşitliliği ve sunduğu yüksek yaşam standardı ile dünyanın gözde şehirlerinden biri konumunda.

Daugava Nehri ve Riga’nın Köprüleri

Hızlıca geçen, keyifli bir yolculuğun ardından Daugava Nehri ve Riga’nın güzel köprüleri ilişiyor gözüme. Riga Otobüs Terminali’ndeyim saat 10 civarı. Terminal, Riga Central Market’in hemen yanında.

İndiğim andan itibaren etrafımı saran kalabalık dikkatimi çekiyor. Yürümeye devam ettikçe netleşiyor herşey. Burası Riga’nın sokak pazarlarının kurulduğu bir bölgeymiş. Özellikle benim de yaşamakta olduğum pazar günleri oldukça canlı gibi.

Riga Central Market

Her zaman olduğu gibi ilk işim fiyatları, ürünleri ve insanları incelemek oluyor pazarda. Fiyatların genel avrupa ortalamasının altında olduğunu söyleyebilirim. Hatta çoğu sebze-meyve ülkemiz fiyatlarında. Ürünler oldukça çeşitli. Yerel ve turistik ürünler de bulmanız mümkün burada.

Hemen yanıbaşındaki Riga Central Market’e de göz attıktan sonra hostelime doğru yola koyuluyorum. Kalacağım yer Old Town bölgesinde olduğundan daha ilk dakikalarda şehir beni etkisine almaya başlıyor.

İlk olarak karşıma kendine özgü eski tarz binalar çıkıyor. Neredeyse dökülüyorlar ! Hatta dökülmüşler..

Eski Dökük Binalar

Bu kadar kötü durumda olan binalar bile şehrin atmosferinin bir parçası diyebilirim. Çoğu, yakın zaman içinde yenilenecekmiş. Ancak bu halleriyle de oldukça etkileyiciler.

Yürümeye devam ettikçe artık Art Nouveau adı verilen mimari stil ile Rus Mimarisi’nin ortak etkilerini yansıtan yapılar görüyorum. Bu sırada bu akşam kalacağım Naughty Squirrel Hostel’e ulaştım. 

Hostelde bir gece için ödediğim tutar 7 euro. Baltık bölgesinde genel olarak hostel fiyatlarının bu seviyede uygun olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca daha ilk andan itibaren hosteldeki sıcakkanlı insanlar, dışarının dondurucu soğuğunu unutturdu bile !

Riga’ya Özgü Evler

Hızlıca eşyalarımı bırakıp hazırlandıktan sonra Riga turuma başlamak için dışarı çıkıyorum. 

Az önce soğuğundan bahsetmiştim. Riga, Letonya ülkemize göre oldukça kuzeyde bulunuyor. Benim bulunduğum kış aylarında hava genellikle eksi derecelerde seyrediyor. Buraya gelmeden hazırlığınızı iyi yapmanız şart.

Riga’da gezilecek yerler listemi önceden yapıp haritamda etiketlemiştim. Şehirde isim isim bahsedebileceğim fazlaca yer yok. Riga daha çok genel atmosferiyle etkileyici bir yer. Bu alanda karşılaştırabileceğim şehirler Prag, daha sabah geldiğim Tallinn ve belki İtalya’nın Sicilya bölgesi olabilir. 

Kungu Caddesi, Riga

Kungu Iela, yani Kungu Caddesi üzerinde yürümeye başlıyorum. İlk durağım, şehrin simgesi diyebileceğim en önemli yapısı House of Blackheads.

House of Blackheads yapısı, 14. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş. Sahip olduğu mimarı zamanla Riga şehri ile özdeşleşmiş. İkinci dünya savaşı döneminde zarar gören yapı, geçirdiği restorasyon sonrası bugünkü halini almış.

House of Blackheads, Riga

Üzerinde sahip olduğu astronomik saati ve güzel işlemeleri ile yanıbaşında bulunan St. Peters Kilisesi’ni tamamlıyor sanki.

St. Peters Kilisesi, sahip olduğu 130 metre uzunluğundaki saat kulesi ile şehrin en yüksek yapılarından. 1743 yılında inşa edilmiş bu kilise kendine özgü kubbesi ve tepesindeki saatiyle görülmeye değer.

St. Peters Kilisesi

Kungu Caddesi üzerinden devam ediyorum. Yol boyunca etrafımda noel süslemeli binalar ve ağaçlar gözüme çarpıyor. Şehir yılın bu döneminde oldukça canlı.

Karşıma Riga Katedrali ve önündeki sevimli meydan çıkıyor. Meydanda Baltık bölgesinden alışık olduğum tarzda, bir panayırı andıran sokak dükkanları ve güzel noel etkinlikleri var.

Old Town Meydanı, Riga

Arka planda çalan hoş canlı müzik eşliğinde, Riga Katedrali’ni seyre dalıyorum. Katedral şehrin en büyük kilisesi adından da anlaşılacağı üzere. Halk arasında “Dome” olarak adlandırılıyormuş. 1211 yılında inşası tamamlanan bu yapı şehrin en eskisi konumunda.

Meydandaki hoş dükkanlardan koleksiyonum için küçük parçalar alıyorum. Ayrıca Riga’nın bira ve şaraplarıyla da ünlü olduğunu hatırlatmam gerek. Burada sıcacık bir şarap ile biraz ısınabilir ve bu güzel yerel lezzetleri tadabilirsiniz.

Riga Katedrali

Az önce bulunduğum Riga Katedrali eski şehir merkezi konumunda. Şimdi, şehrin kuzeyine doğru yürümeye devam ediyorum. Meydandan sadece 300 mt kadar uzakta “Three Brothers” adı verilen üç sevimli bina beni karşılıyor.

Bu üç güzel kardeş, 15. yüzyıldan kalma ve günümüzdeki haliyle beraber Riga’nın en güzel yapıları arasında. Bulutların arasından sızan hafif güneş ile sahip olduğu güzel renkleri çıplak gözle izlemelisiniz !

Three Brothers, Riga

Kardeşlerin önünden hemen sola döndüğünüzde çıkan sokak sizi Riga Kalesi’ne götürecek. Yol üzerinde çeşitli ülkelerin konsoloslukları da bulunuyor. Buranın sahip olduğu açık renk ve düzenli mimarı az da olsa bana Viyana’yı anımsattı.

Sırada Riga Kalesi var. Orjinal adıyla Riga Castle, 1330 yılında inşa edilmiş. Riga Katedrali ile beraber şehrin en eski yapılarından biri. Geçmişte İsveçliler ve Ruslar’ın egemenliği altına da girmiş kale, günümüze Letonya Hükütmeti’nin resmi konutu olarak kullanılıyor.

Riga Kalesi

Dikdörtgen şeklinde ve her köşesinde bir kulesi bulunan yapı, 2013 yılında geçirdiği yangın tahribatı sonrası günümüze, orjinalden çok yenilenmiş haliyle ulaşabilmiş.

Kale, eski şehir merkezinin kuzey ucunda kalıyor. Ben şimdi biraz daha yeni şehir merkezine doğru yürüyorum, ama öncesinde son olarak ziyaret edeceğim bir yer var; Swedish Gate ve Jēkaba Kazarmas.

Swedish Gate, Riga

Swedish Gate, Riga’nın ilgi çekici noktalarından biri. Riga’ya özgü iki güzel evin altında bulunan geçit, İsveç Kapısı olarak adlandırılmış. İsveçliler’in hüküm sürdüğü dönemde bu kapı, şehre giriş noktasıymış.

Hemen yanında bulunan Jēkaba Kazarmas, yani Jēkaba Kışlası görülmeye değer yapılar arasında. Ayrıca bir de savaş müzesine ev sahipliği yapıyor.

Jēkaba Kazarmas, Riga

Müzelerden konu açılmışken, şehirde onlarca müze var. Aslında çoğu ufak ufak ve ben daha çok bu şehre uzunca vakit ayıranlara tavsiye ediyorum. Eğer Letonya’nın tarihi ile çok yakından ilgili iseniz kaçırmamalısınız, ancak benim gibi daha çok şehir deneyimleri ve belli başlı tarihi bilgiler ile yetiniyorsanız sadece araştırmak ve şehri yaşamak bence yeterli.

Kışlayı boydan boya geçtiğinizde artık karşınıza Riga’nın yenilenmiş yüzü ve Bastion Hill Park çıkacak. 

Kısaca Bastion Hill şehrin tam kalbindeki bir park. Hemen ortasından küçük bir kanal geçiyor. Etrafındaki hoş binalar, kanalda yüzen kuğular ve ortasındaki özgürlük anıtı ile güzel bir bütünlük oluşturmuş.

Bastion Hill Park

Ben bu parkı boydan boya yürüyerek geçmenizi öneriyorum. Etrafında onlarca güzel küçük detay var.

Yürümek konusunu da biraz açmalıyım. Riga oldukça küçük bir şehir. Turistik kısımlarını ele alırsak, 1 km çapındaki bir çemberin içinde diyebilirim. Yani şehrin çoğu yerine ulaşmanız yürüyerek yalnızca 10-20 dakika alacaktır. 

Nehrin karşısındaki yerlere ve daha iç bölgelere ulaşmak istiyorsanız, otobüs terminali ve Riga Tren İstasyonu’nun bulunduğu yerden kalkan otobüslere yönelebilirsiniz.

Riga Sokakları

Benim ilk planda gezeceğim yerler tamamlandı. Şimdi Kalku Caddesi üzerinden hostelime doğru ilerliyorum.

Kalku Caddesi’ne ayrıca bir parantez açmam gerekli. Burası klasik söylemle şehrin en önemli caddesi. Etrafı, alışveriş dükkanları ve restoranlar ile dolu. Burada Leton Mutfağı’nı deneyebileceğiniz güzel restoranlar var.

Leton Mutfağı ülkemiz kadar zengin değil tabii ki. Ancak kendilerine özgü çeşitli yemekleri bulunuyor. Ben daha çok et ve pilavlı olan alternatifleri deneme şansı buldum. Yemek konusunda size şuraya gidin demektense, öneride bulunmak ve yer göstermek istiyorum. 

Riga Sokakları

Bahsettiğim Kalku Caddesi üzernde güzel restoranlar var ancak fiyatları biraz pahalı gelebilir. Old Town bölgesindeki ara sokaklarda çok daha mütevazi güzel yerler bulmanız mümkün.

Ayrıca ülkenin özel biraları ile meşhur olduğunu söylemiştim. Neredeyse her yerde bu biraları deneyebileceğiniz yerel publar bulunuyor. Şehrin gece hayatının da oldukça canlı olduğunu söylemem gerekli. Eğer benim gibi daha çok canlı müzikli publardan hoşlanıyorsanız burası tam sizin şehriniz !

Ben şimdi hostelime vardım. Akşam kısa bir şehir turu ve biraz eğlenceye vakit ayıracağım. Size bahsettiğim tüm yapılar ışıklar altında da oldukça görkemli.

Toparlamak gerekirse Riga benim beklentilerimi üst düzeyde karşıladı. Şehir aynı Tallinn’de olduğu gibi güzel bir atmosfere sahip. Baltık başkentleri arasında da bir adım önde olduğunu düşünüyorum.

House of Blackheads / Işıkların Altında

Eğer benim gibi çevre başkentleri de ziyaret ederseniz. Riga’nın nasıl bir geçiş mimari ve kültürde olduğunu daha net anlayabilirsiniz. Burası tam olarak Estonya gibi de değil, Litvanya gibi de. Birçok kültürün etkisinde bir geçişte kalmışlar, bu daha etkileyici bir serüvene sebep oluyor bizim için !

İnsanlarından bahsetmeliyim. Oldukça kuzeydeyim ve hava çok soğuk. Ancak insanlar beklentinin aksine sıcakkanlı. Genel olarak İskandinav ve Rus karışımı bir toplumdan söz edebilirim fiziki olarak. Türkler’e bakış açılarında da herhangi bir soruna rastlamadım. Türk olduğumu söylediğim her yerde saygıyla ve sevgiyle karşılandım. Keşke bugünün sabahına ülkemizden kötü bir haberle uyanmamış olsaydım…

Şehirde bizden çok fazla birşey yok. Bir adet Türk Restoranı’na rastladım onun dışında bizi anımsatan birşey görmedim. Riga, biraz uzaklaşmak ve kafa dinlemek için de güzel bir yer. Şehir oldukça sessiz ve sakin. Ayrıca oldukça güvenli. Gözümde en yaşanılabilir şehirler arasında.

Yerel Şarap Dükkanları / Old Town

Genel olarak fiyatlar ülkemiz düzeyinde. Hatta alkol ve et fiyatlarının daha düşük olduğunu söylemeliyim. Ben sadece bir gün ayırdım ama bunu tam olarak değerlendirdim. Sizlere tavsiyem de 1-2 gün şeklinde olacaktır. 

Riga, Letonya’ya Türk Hava Yolları’nın direkt seferleri mevcut. Yalnızca 3 saatte buraya ulaşabilirsiniz. Benim önerim Baltık Ülkeleri’ni tek kalamde keşfetmeniz. Şehrin sadece 300 km kuzeyinde Tallinn, Estonya ve 300 km güneyinde Vilnius, Litvanya bulunuyor. Buralara otobüs ve tren ile geçebilirsiniz uygun fiyata.

Şimdilik bahsedeceklerim bunlar. Yazımı burada tamamlıyorum. Bahsi geçen çevre şehirler için ayrıca gezi notlarım bulunuyor onları da inceleyebilirsiniz. Sorularınız için sayfanın altındaki yorum bölümünü  veya sosyal medya hesaplarımı kullanabilirsiniz, hepinize keyifli günler !

Riga, Letonya hakkında aklınıza gelecek tüm soruların cevapları ve gezilecek yerler için;

4 Yorum Bırakılmış

  1. Kerem Yildirim says:

    Görkem Bey merhaba,

    Riga için seyahat yazınızı okudum.Gerçekten de çok güzel bir anlatımla şehri anlatmışsınız.Ben de Ağustos’un 25’in de tek başıma Riga’ya gitmek istiyorum.Old Town bölgesinde Hostel’de kalmak istiyorum.Sizce hostelde mi kalsam yoksa daha önce ki seyahatlerimde apart oda kiralıyordum.Hangisini tavsiye ederseniz?

    • Öncelikle Teşekkür Ederim Kerem Bey,

      Ben Avrupa’da her zaman hostelde kalmaktan yanayım açıkcası. Bu sayede çok farklı kültürlerden insanlarla tanışabileceksiniz. Ben Riga’da kaldığım hostelde tanıştığım Güney Kore’li bir arkadaşımın yanına gideceğim yakın bir zaman sonra uzak doğuya mesela 🙂 Böyle şeyler bile olabiliyor. Riga zaten Hostel anlamında zengin bir şehir. Old Town bölgesindeki hostelleri tercih etmenizi öneririm, şimdiden keyifli seyahatler 🙂

      • Kerem Yildirim says:

        Hostel kesinlikle daha mantıklı geldi zaten booking’den de baktım baya bir seçenek var peki sizin tavsiye edebileceğiniz bir hostel var mı yoksa ben bookingden ortalama puan ve yıldıza göre mi seçim yapayım.Riga için tavsiyeniz için teşekkür ederim.

        • Kerem Bey,

          Gezi notlarımda da bahsettiğim gibi Naughty Squirrel Hostel de kalmıştım. Lokasyonu güzel ben beğenmiştim orayı deneyebilirsiniz 🙂 Ayrıca hostel için hostelworld.com u kullanmanızı öneririm daha çok seçenek için .

Aklınızda bir soru yok mu ?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*